|
|
ATAA Başkanı'nin Avrupa Izlenimleri: |
|
ABD Dışişleri Bakanlığı Hakkında:
Davetlerinden başlayarak, ve Program Yetkilisi Steven
Lauterbach başta olmak üzere birçok Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri ile yaptığım görüşmeler sonunda, gezinin
önce ve sonrasında, ABD Dışişleri Bakanlığı'nin verimli
çalışmasından çok etkilendim. Diğer ülkelerin dışişleri
bakanlıkları nasıl çalışıyor bilmiyorum, ancak ATAA'nın
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Büyükelçilikleri ile
geçmişteki tecrübelerine dayanarak, Avrupa'ya yaptığım
bu gezi ABD Dışişleri Bakanlığı'nin çok verimli bir
şekilde çalıştığına beni inandırdı.
ABD Dışişleri Bakanlığı'yla geçmişteki bağlantımız
ATAA'nin Türkiye'ye Yıllık Heyet Gezileri ve komşu
ülkelere düzenlediği geziler ile ilgili olmuştu. (ATAA
heyeti geçmişte Bulgaristan, Yunanistan, İsrail,
Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nı ziyaret
etmiştir.) Türkiye dahil olmak üzere, ziyaret edilen
ülkelerdeki Amerikan Büyükelçilikleri ATAA heyetine
genellikle bir saat kadar süren resmi bir brifing sunar.
Örneğin, Amerika’nin Bulgaristan Büyükelçisi'nın yaptığı
gibi görsel sunumlar, üç ülke arasındaki ilişkilerin
geçmiş ve bugünkü halini tam olarak bilmeyen bizler için
bile çok aydınlatıcı olmuştu. Brifingin sonunda
Amerika-Bulgaristan, Türkiye-Amerika ve
Türkiye-Bulgaristan arasındaki tarihsel, politik, sosyal
ve ekonomik her türlü konuda birçok bilgi edinmiştik.

| |
|
|
TRENDE DR. JURDEN İLE |
TÜRK DERNEKLERİ FRANKFURT KONFERANSI |
|
Bu Avrupa gezisi süresince Amerikan Dışişleri
Bakanlığı'nin çok iyi bir şekilde çalıştığına tanık
öldüm. Siz de -benim önceden bilmediğim gibi- Amerikan
Dışişleri Bakanlığı'nında çalışan tüm yetkililerin
bulundukları ülkenin dilini öğrenmek zorunda olduğunu
bilmiyor olabilirsiniz. Bu gerekliliğin bir sonucu
olarak Amerika'nin Türkiye büyükelçisi ile Türkçe
anlaşabilmek çok güzel. Tabii ki, tüm ülkelerin
büyükelçilikleri İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi
popüler dilleri konuşuyor, ancak Amerikan
büyükelçilikleri bulundukları ülkeye göre Türkçe, Rumca,
Rusça, Cinçe, ya da Japonca gibi birçok dili
konuşabiliyorlar. Bu nedenle Amerika'nin dışişleri
bakanlığı temsilcilerinin meslek hayatları boyunca 5, 6,
ve hatta 7 dili öğrenmeleri sıradışı değil. Özverileri
için dışişleri bakanlığını mı yoksa çalışanlarını mı
övmeliyim bilmiyorum. Avusturya'da beni ağırlayan
Amerikan Büyükelçiliği görevlisi Sayın Schroeder "Tabii
ki kolay değil, ancak yapmam gerekiyor, ve iyi bir
şekilde yapmam gerekiyor," diyor.
Gezi çok verimli geçti. İşlerini çok büyük bir dikkatle
yapan görevliler ziyaret edeceğim ülkelerle ilgili A'dan
Z'ye tüm bilgiyi bana önceden sağladılar. Mümkün
olduğunca fazla sayıda Türk organizasyonuyla görüşmem
için çok büyük bir çaba sarfettiler.
Dışişleri Bakanlığı'nin İstedikleri:
Bana açıklandığına göre, ABD Dışişleri Bakanlığı
aşağıdakilerin gerçekleşmesini istiyor:
- Amerika ve Avrupa'daki Türk topluluklarının dialog
içinde olması,
- Bulundukları toplumlara uyum sağlama aşamasında
karşılaştıkları zorlukları ve başarıları paylaşmaları,
- Nihayetinde birbirlerinin tecrübelerinden faydalanan
topluluklar haline gelmeleri.
ATAA'mizin bu yoldaki ilk ve en önemli adımı atmak için
seçilmesinden dolayı onur duydum.
ALMANYA
Düsseldorf, Almanya: 23 Şubat 2004
İlk toplantı Amerika'nin Düsseldorf Başkonsolosu George
Knowles'in residansında gerçekleşti. Toplantının amacı
beni Sayın Knowles'un Türk meslektaşi Başkonsolos Sayın
Ateş Öktem_ Konsolos Charles Walsh, aynı zamanda beni
Almanya'da evinde agarlayan Halkla İlişkiler Direktörü
Dr. Jürgen Bödenstein_ Konsolos Eric Rueter, Türk-Alman
İşadamları Derneği Başkanı Sayın İlhan Topal, Alman
Eğitim Bakanlığı'ndan Profesör Heinz-Werner Poelchau ve
Eczacıbaşı Almanya temsilcisi Zeki-Şafak Ozan ile
tanıştırmaktı.
 |
| |
|
|
ABD KONSOLOSU
CHARLES WALSH VE TÜRKİYE'NİN ALMANYA
BASKONSOLOSU ALİ RIZA ÇOLAK |
ABD AVUSTURYA
KONSOLOSU DANIELWEYGRANDT |
|
Bir saat süren bu toplantı bana misafirlere ATAA'yi
tanıtma, misyonunu, geçmişteki başarılarını ve aynı
zamanda Amerikan toplumunda 1860'larda oluşan Türk
unsurunu anlatma fırsatı verdi. Elazığ ve Harput'tan
Amerika’ya gelen ilk Türklerin, 200 bini Müslüman olmak
üzere 1 milyon iki yüz bin Türk'un, Padişah Abdul
Hamit'in 1893'te Chicago Festivali'nde bir Türk köyü
yaratma çabalarını anlattım; 1920'lerde oluşan ilk Türk
topluluklarından bahsettim. New York'taki kardeş
organizasyonumuz FTAA ile ilgili verirken, bir yandan da
ATAA'nın yapısını açıkladim: Benden önceki -hepsi
gönüllü olarak çalışan- 10 başkanı takiben iki yıllık
bir dönem için seçildiğimi, şu an 57 Türk-Amerikan
derneğini çatısı altında birleştiren bir organizasyon
olan ATAA'nin 1979'da Sayın Şükrü Elekdağ'in
büyükelçiliği sırasında ilk başkanımız Dr. Ülkü Ülgur
tarafından kurulduğunu, ve Gelecek Dönem Başkanı, Geçmiş
Dönem Başkanı, Sekreter ve Saymanımıza ek olarak 11 tane
başkan yardımcımızın olduğunu anlattım. Bu sonuncu
örneğin ATAA'ya karşı çok büyük bir ilgi ve takdire yol
açtığını belirtmek istiyorum.
Bu gezi boyunca, Avrupa'daki kardeşlerimizin bazı
alanlarda Atlantık'in diğer tarafındaki biz
Türk-Amerikan toplumundan daha başarılı olduklarını ve
onları geçmişteki başarılarında takip ettiğimizi fark
etmekle birlikte, sağlam bir çatı organizasyona ihtiyaç
olduğunu ve Türk iç politikasına geldiğinde siyaset dışı
davranma gereğinin Avrupa'daki Türk organizasyonları
tarafından gelecekte uygulanması için diyaloglara
başlanması gerektiğini anladim. Ayrıca ATAA'nin önemli
projelerinden biri olan yıllık kongremizden bahsettim;
her ATAA başkanının çalışmalarımıza nasıl yeni bir boyut
kattığını açıkladim: Nuri Sabuncu'nun başkanlığı
sırasında ATAA'nin ilk yıllık heyet gezisinin
düzenlendiğini, Tunca İskir'in başkanlığı sırasında The
Türkish Times gazetesinin basılmaya başladığını anlattım.
İsrail, Yunanistan ve Bulgaristan'a yapılan gezilerde
edinilen paha biçilmez tecrübelerden bahsettim.
Özet olarak, Türk ve Amerikalı dışişleri bakanlığı
yetkililerinin ATAA ve işlevleri hakkında bilgi sahibi
olduğunu, ancak Almanlar'in ve Avusturyalılar'in
bilmediklerini -ki, ATAA başkanının davet edilmesinin
sebebi de buydu- gözlemledim.
Diğer bütün toplantılarda olduğu gibi, bu birbirini
tanıma ziyaretleri sırasındaki toplantılarda tartışılan
konular 3 alanda yoğunlaşti:
1. ATAA'nın yapısı, misyonu ve amaçlarına ulaşmak için
gerçekleştirdiği çalışmalar,
2. Türk-Amerikan toplumunun yapısı: Amerika'da yaşayan
Türkler'in sayısı, yaş grupları, gelir düzeyleri,
Amerika'nin çeşitli bölgelerindeki yoğunlaşmaları.
Ayrıca yine toplumumuzun Amerikan politikasına katkısı
ve politikadaki başarı seviyesi,
3. Türk-Amerikan toplumunun bireylerinin Amerikan
dokusuna karışmasındaki başarışı: Politik, konuşma, din,
sosyal davranışlardaki özgürlük.
Bana sorulan sorulara dürüst cevaplar verdim. Amerika'da
yaşayan 300.000 Türk asıllı Amerikalı'nin konusu
açıldığında, Avrupa'daki arkadaşlarımızın daha şanslı
olduklarını, çünkü Avrupa'daki Türk nüfusunun
bilindiğini, ancak 300.000 rakamının kaba bir tahmin
olduğunu ve asıl sayının belirlenmesi için Türk hükümeti
tarafından ciddi bir çalışma gerçekleşmesi gerektiğini
söyledim. ATAA'nin Gelecek Dönem Başkanı Vural Cengiz'in,
Türkiye'ye düzenlenen ATAA Heyet Gezilerinden birinde
dile getirdiği, eskiden Türkiye'ye girerken doldurulan
gümrük beyanname formunun tekrar kullanıma sunulması
gerektiği örneğini verdim. Böylece, istatistiksel
yöntemlerle, birkaç yıl içinde sadece Amerika'daki
Türklerin sayısın belirlenmekle kalmayacağını, aynı
zamanda çok kapsamlı ve kullanışlı bir veri bankası
oluşturulabileceğini belirttim.
 |
| |
|
|
AVUSTURYA'DAKİ TÜRK
DERNEKLERİ İLE TOPLANTI |
|
Toplantı sırasında Türk Başkonsolosu Sayın Ateş Öktem de
katılımcılara Türkiye hakkında aydınlatıcı bilgiler
sağladı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde görevli
olduğu yıllarda edindiği tecrübelerden bahsetti.
Essen, Almanya: 26 Şubat, 2004
Beni Almanya'da ağırlayan Dr. Jürgen Bödenstein Türk
Çalışmalar Merkezi'ndeki görüşmede de bana eşlik etti.
Bir saatlık bir tren yolculuğundan sonra, merkezin
direktörü Dr. Faruk Sen ve diğer yetkililerle tanıştık.
Almanya hükümeti ve özel sektörü tarafından desteklenen
Türk Çalışmalar Merkezi 1985'te kurulmuş. Akredite bir
sivil toplum örgütü olan bu organizasyonun mütevelli
heyetinde Alman hükümetinin şu andaki bakanlarından
Birgit Fischer ve Hartmut Krebs da bulunuyor. Sosyal
araştırma ve planlama üzerine kurulu olan bu örgütün
amacı Türkiye ve Türk göçmenleri ve Avrupa Birliği'nden
gelen göçmenler hakkında toplumda bilinç yaratmak ve
bilgi sağlamak.
Örgütün liderlerinin ATAA hakkında bilgi sahibi
olduklarını öğrendim ve onlara ATAA'nin şu andaki
çalışmalarından bahsettim. Toplantı sırasında yurt
dışındaki Türk sivil toplum örgütlerinin gerekliliği ve
faydaları, ve Türkiye ve Türklerin tanımında bağımsız
olmalarının önemi ile ilgili bir sohbet de gerçekleşti.
Toplantı organizasyonlar arasındaki iletişimin daha
verimli olması ve ileride ortak projeler yapılması
sözleriyle sona erdi.
Essen, Almanya: 26 Şubat, 2004
Dr. Jürgen Bödenstein bana Cologne Intercültüral
Center'daki “Türk toplumunun Amerika'ya Entegrasyon/Asımilasyon”
konulu toplantıda da eşlik etti. Dört ayrı
organizasyondan temsilcilerin olduğu toplantıda ATAA’nın
amaçları ve Amerika’daki çalışmalarından bahsettim.
Frankfurt, Almanya: 27 Şubat, 2004
Almanya'daki 27 Türk derneğinin liderlerinin katıldığı
öğle yemekli toplantı Amerikan Büyükelçiliği'ne bağlı
olan Amerika Haus'ta gerçekleşti. Almanya'ya gelişimin
asıl nedeni olan bu toplantıya Amerikan
Büyükelçiliği'nden Gerhard Wiesinger'in yanısıra Türk
Başkonsolosu Sayın Ali Rıza Çolak da katıldı.
Toplantıyı başlatan Sayın Wiesinger katılımcılara uzak
mesafelerden geldikleri için teşekkür etti, ve
başkonsolosu konuşmaya davet etti. Başkonsolos Çolak'in
Houston'da görevli bulunduğu zamanlardaki tecrübelerine
dayanarak yaptığı ve Almanya'daki Türk
organizasyonlarını daha iyi organize olmaya ve daha
aktif çalışmaya davet ettiği konuşma beni çok
duygulandırdı. Sayın Çolak, ATAA'yi gelecekteki
başarılarını geçmişte elde ettiklerinin üzerine kurduğu
için övdü.
Yurtdışındaki temsilcilerimizden bu tip cesaret verici
konuşmaları sık sık duyarız. Ancak Sayın Çolak'in
kendine özgü anlatımı ve orada bulunanların onu dikkatle
dinleyişleri bu konuşmayı çok özel kıldı. Almanya'da
bulunduğu süre içinde Türk toplumunun faaliyetlerinde
aktif bir şekilde yer alan Çolak orada bulunan herkes
tarafından imrenilen ve sözleri dikkatle dinlenen,
takdir edilen ve alkışlanan bir kişiydi. Farklı Türk
teşkilatlarının arasındaki bölünmeyi gözönüne
aldığımızda Sayın Çolak'in toplantıya katılanlar
tarafından karşılanması bir Türk Dışişleri mensubu
olarak sahip olduğu olağanüstü özellikler hakkında da
çok iyi fikir veriyor. Dinleyicilere konuşmamda da
belirttiğim gibi, ATAA için düşündüğümüz gelecekte
ATAA'nin bağımsız bir Amerikan gönüllü kuruluşu olma ve
bir sivil toplum örgütü olarak fonksiyonlarını yerine
getirme yolunda Sayın Çolak gibi güvenilir bir dost
kazandığını gördüm.
Buradaki konuşmam yine ABD'deki geçmiş Türk tecrübesi,
ATAA'nin misyonu ve çalışma yapısı hakkında genel bilgi
vermek şeklinde oldu.
Değindiğim bazı temel noktalar şunlardı:
- ATAA'nin çalışma yapısı
- ATAAnin misyonu
- ABD'deki Türklerin nüfus yapısı
- Amerika'daki ilk Türkler
- ABD'deki diğer Türk teşkilatları (FTAA, Türkish Forum,
Türkish Business Forum, American Türkish Council)
- Türk asıllı Amerikalıların Amerikan toplumuna
entegrasyonu veya asimilasyonu
 |
| |
|
|
BÜYÜKELÇİ MİTHAT
BALKAN VE FEDERASYON BAŞKANI YAVUZ KUŞCU |
AVUSTURYA FEDEERASYON BAŞKANI YAVUZ KUŞCU İLE |
|
Türkleri kendimce şu kategorilere ayırdım:
30 yıl veya daha fazla zamandır ABD'de bulunanlar: 30
yıldan fazla bir zamandır Amerika'da bulunan kişilerin
çocukları ve torunları bulunmaktadır. Bu insanlar artık
Türkiye'ye dönme sözünü ağızlarına almamaktadırlar.
Genel olarak, bu grubun içinde ilk nesil, anne babalar
çok iyi entegre olmuşlardır. Anayasal haklarını
kulanmakta ve Amerikan politikasıyla ilgilenmektedirler,
Türklerle ilgili konularda çalışacak olan politikacılara
oy verme eğilimindedirler. Çocuklarına gelince resim
değişmektedir. Yine genel olarak denebilir ki,
entegrasyon değil ama bir asimilasyon süreci
yaşanmaktadır. Üçüncü nesil ise tamamen kaybedilmiştir.
Hemen hemen hiçbirisi Türkçe konuşmamaktadır, Türk
organizasyonlarına üye değildirler ve Türklerle ilgili
konulardan haberdar değildirler.
30 yıldan daha az bir süredir Amerika'da bulunanlar: Bu
grup oldukça ilginçtir, çünkü acı duyarak
yaşamaktadırlar: "Bir gün Türkiye’ye döneceğim" [sözü]
bu grubun ABD'de bulunmalarını genel olarak açıklayan
cümledir. Onlar için bu sadece bir zaman sorunudur. Bu
yüzden bu grup için entegrasyon veya asimilasyondan
bahsetmek zordur. ABD vatandaşı olabilirler ama oy
vermeyebilirler. Bu sebeple Türklerle ilgili olarak
herhangi bir faaliyete katılmak için bu grubu zorlamak
gerekir.
Bu zorlama, kahramanca yönetilen bazı Türk
organizasyonları tarafından yapılmaktadır. Bu faaliyetin
başarışı_ Houston'da Coşkun Çağlar ve Erhan Üsküp,
Chicago'da Mehmet Çelebi veya Los Angeles'ta Sema
Karaoglu'na bağlıdır. Genelde, ülkeye ayak basan Türkler
diğer Türklerle tanışmak için heveslidirler ve onların
ilgisini ve bağlantısını koruyabilmek, derneklere
düşmektedir. Yine genel olarak, bir süre sonra dernekler
de kan kaybına uğramakta ve varlıklarını ancak yeni
geleceklerle sürdürebilecek hale gelmektedirler. Burada
biz diğer etnik gruplardan farklı olarak, eski
üyelerimizi koruyamıyoruz. Eğer ABD'deki Türk
derneklerinin bugünkü durumunu özetleyecek olursam,
içinde bulunduğumuz durum şu anda budur.
Yine de güzel gelişmeler var. Bütün bunlara rağmen,
bizim adımıza fedakarca çalışanlar, hepimiz için
mucizeler yaratmaya devam ediyorlar. ATAA, FTAA ve
kanatları altındaki bütün diğer organizasyonlar mükemmel
olmayan durumlarda bile etkili sonuçlar alabilmektedir.
Eğer biraz daha organize olabilsek, teşkilatlarımız
şimdikinden biraz daha fazla Türklerin güvenini
kazanabilseler, bu rakamlar yukarı fırlardı. O
zamanTürkleri tutan hiç birşey olmayacağına ben yürekten
inanıyorum.
Bu noktada teşkilatım tekerleği yeniden icat etmekten
daha fazlasını yapıyor. Her zamankinden daha fazla,
demokratik, saydam, bağımsız, güvenilir ve katılımcıyız.
Ama bütün bunlar bile başarı için yeterli değil. Eğer
yurtdışındaki bir derneğin amacı Türk imajını
geliştirmek, ve/veya o ülkedeki azınlık haklarını
savunmak işe, üye sayılarına odaklanmalı ve sayıyı
arttırmak için akıllıca yöntemler bulmalı. Bütün bu
metodların üstünde, ortak noktaları bulmak, ve bizi
birbirimizden ayıran (özellikle de siyasi) konulardan
kurtulmak ilkesi geliyor. Eğer bölgemizdeki okulda
müfredat bir Türk çocuğuna atalarının ne kadar kötü
olduğunu anlatıyorsa kitapların neler içereceğine karar
veren o bölgedeki Amerikalı okul yöneticileri için
çocuğun babasının A veya B partisini desteklemesinin
zerre kadar önemi yok. Bu sebeple, Türkiye'deki siyasi
görüşümüze bağlı olarak [yurtdışında] kendi aramızda
bölünme lüksümüz yok. Ortak noktaları bulup,
farklılıkları gözardı etmeliyiz.
Yurtdışında yaşayanlar için ortak yönler bulmak kolaydır.
Farklılıklardan kurtulmak ise daha zordur, ama
başarılabilir. Eğer Türkiye'deki Türkler Kıbrıs meselesi
konusunda bölünmüşlerse, dernek olarak herhangi bir
görüşü savunan açıklamalar yapmayı aklınızdan bile
geçirmeyin. Eğer Türkiye'deki Türkler Ermeni sınırının
açılmasının gerekliliği hakkında fikir ayrılığında
iseler, bu konuda konuşmayın. Aynı durum, Arap-İsrail
çatışmasında, veya Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girip
girmemesinin gerekliliği konularında da değişmez. Bütün
bu konular Türkiye'yi bölen konulardır ve biz dernek
liderleri olarak Amerika'da tek bir üyemizi bile
kaybetme lüksüne sahip olmadığımız için bu konularda
konuşamayız. Bundan 5 veya 10 yıl sonra Araplar ve
Yahudiler öpüşüp barışabilirler, Türkiye'nın AB üyeliği
tamamiyle reddedilebilir, veya Ermeni sınırı bir zaman
sonra açılabilir. Bütün bu zaman zarfında, bu 5-10 yıl
içinde bizim yaptığımız ise kendimizi ayağımızdan vurmak
ve güçlü rakamlara ihtiyacımız varken Amerikalı
politikacıların kollarını bu sayılarla -yanı oylarımızla-
büküp Türkiye'ye parası ödendiği halde Kongre onayı
olmadığı için verilmeyen helikopterlerin teslimi, ABD'ye
ihraç edilen Türk tekstil mallarındaki kotanin
kaldırılması, Azerbaycan'a uygulanan ambargonun
kaldırılması için zorlayabilir, New York Times
gazetesini, National Geographiç dergisini Türk düşmanı
zehirli duygularını kuştukları için boykot edebiliriz.
 |
| |
|
|
VİYANA BASIN KONFERANSI |
TÜRK-ALMAN DERNEKLERİ İLE HESSEN'DE |
|
Türkiye dışında küçük Türkiye'lerde yaşamak ve
Türkiye'deki gündelik siyasetin ufak tefek problemleri
ile uğraşmak zorunda değiliz. Orada yaşamıyoruz ki!
Burada yaşıyoruz ve burada gelecek 5-10 yıldan daha uzun
dönemler için hedefler koymalıyız. Rum ve Ermeni Türk
düşmanı lobiler Yunanistan veya Ermenistan'daki siyasi
gelişmeler üzerine tartışmak için bir gün bile
kaybetmiyorlar; bizim de yapacak çok şeyimiz var.
Bu yaklaşımdan hareketle, Almanya'daki ve Avusturya'daki
meslektaşlarımın ve medyanın sorularına cevap vermemeyi
tercih ettim. Şıklıkla Avrupa Birliği'nden Irak'a kadar
uzanan çeşitli konularda ATAA'nin resmi pozisyonu
hakkında sorulara muhatap öldüm. ATAA'in herhangi bir
desteği veya resmi pozisyonu olmadığını belirttiğimde
insanların yüzünde bir hayret ifadesine şahit öldüm.
Ancak böyle bir politikanın arkasında yatan mantığı
açıklamadığımda ifadeler değişti. Ama yine de, bunun
uygun bir yaklaşım olduğunu kabul etseler bile,
Avusturya'da böyle birşeyin asla mümkün olmayacağını
söylediler. Bu arada, Almanya'da da genel anlayış bu
yöndeydi.
Ben ayrıca şunları da söyledim: "Avrupa'ya resmi bir
ziyaretle geleceğimi öğrendiğimde_ önce biz Amerika'da
yaşayan Türkler'den öğreneceğiniz şeyler olduğunu
düşündüm. Ancak, görülen o ki, belki de tam tersi söz
konuşu. Çünkü çok daha kötü ve karşıt şartlarda ve
durumlarda siz Amerika'daki bizlerden çok daha fazla
mucize gerçekleştirmişsiniz. Biz 1860'tan beri
Amerika'dayız, siz buralara daha 1960'ta geldiniz.
Buraya ilk gelen göçmen işçiler neredeyse hiç eğitim
görmemişti, ama Amerika'ya gidenler eğitim açısından
Türkiye'nın neredeyse en iyileriydi. Siz Avrupa'da pek
çok ayrımcılık ve yabancılaşma yaşamışken, Amerika'da
Türkler -en azından 11 Eylül'e kadar- bunların hiçbirini
tecrübe etmediler. Yine de, siz yerel ve federal siyasi
pozisyonlara Türk temsilcilerini seçebildiniz; bugüne
kadar biz bunu ABD'de başaramadık. Bu yüzden tebrik
edilmeniz lazım.
Yalnız bir noktada, Amerika'daki Türkler sizden daha
başarılı oldular: Amerika'daki Türk teşkilatlarında
hizip ve bölünme olmadı ve birisi 50, diğeri 25 yaşında
en az iki şemsiye organizasyon kuruldu. Almanya'da işe,
1.500'den fazla teşkilat var ve bunlar bir şemsiye
altında toplanmamış, bu yüzden de herkes adına konuşan
bir ses yok."
Bu noktada bir çatı altında toplanma ihtimali olup
olmadığını sordum, cevap "Nneredeyse imkansız" oldu.
Ancak, belki bunun herhangi bir kazanç hırsı olmayan ve
herkesin saygı duyduğu bir kimsenin (ATAA'nin kuruluş
sürecinde ABD Büyükelçi görevinde olması sebebiyle
şanslı olduğumuz Şükrü Elekdağ'in Almanya’daki bir
benzeri) liderliğinde yapılabileceği teklifini
getirdiğimde, salondaki tuhaf yüz ifadeleriyle tavana
bakan gözlerle karşılaştim. İçlerinden birisi böyle
birleştirinin birisinin aklına gelmediğini söylerken
diğeri Onur Öymen'in adını ortaya attı. Hatta
organizasyonların böyle bir deneme için bir ön
toplantıyla bile biraraya gelemeyeceklerini iddia
ettiler. Bu noktada ilginç birşey oldu. Ben şaka yollu "Peki
ya Amerika? Eğer sizi davet etsek, böyle bir toplantı
için Amerika’ya gelir mısınız?" diye sorduğumda,
heyecanla ve gülümseyerek "Evet" diyenlerin sayısının
çokluğuna şaşırdım.
Yine bu noktada ATAA'nın yıllık kongresinden bahsetmeye
başladim, ve belki de bu çeşit bir faaliyetin Almanya'da
bir çatı organizasyonu kurulması için plan yapmak üzere
oluşturulacak çeşitli oturumlar için ayarlanabileceğini
söyledim. Bir kere daha, "Bizi davet ederseniz, geliriz!"
dediler.
AVUSTURYA
Viyana, Avusturya: 1 Mart 2004
Basın Toplantısı
Viyana'daki ABD Büyükelçiliği'nin Halkla İlişkiler
görevlisi Peter Schroeder sabah bana American Reference
Center'da yapılan bir basın toplantısı için eşlik etti.
Bu merkez, ABD Elçiliği'nin bir bölümü olarak Amerikan
dış politikası, ABD-Avrupa ilişkileri, yerel politikalar,
çevre ve ekonomi konularıyla ilgili olarak çalışıyor. (www.usembassy.at
<http://www.usembassy.at>)
Büyükelçiliğin Basın Bölümü Başkanı Dr. Karın Czerny'nın
yanında, bu toplantıya katılan medya mensupları içinde
Uluslararası Avusturya Türk Basını Derneği'nden Birol
Kılıç, Türkiye Gazetesi'nden Muhammet Maral, Hürriyet
Gazetesi'nden Ozan Önal ve Viyana Radyosu'ndan Özden
Çelik bulunmaktaydı.
Toplantı süresince program öncekiler gibiydi. ATAA,
Amerika'daki Türklerin tarihi hakkında bilgi verdim ve
önceki açıklamalarıma benzer açıklamalarda bulundum.
Avusturya Büyükelçisi Mithat Balkan'a Ziyaret
Viyana'ya gelişimin ilk dakikalarından itibaren,
Avusturya'daki çatı organizasyonunun başkanı Sayın Yavuz
Kuşçu benimle yakından ilgilendi ve gönüllü olarak son
derece misafirperver bir ev sahibi gibi davrandı.
Elbette bana gösterilen bu ihtimam, şahsıma değil,
okyanusun öbür yanındaki kardeş kuruluş ATAA'ya
yapılıyordu. Umarım kendisinin nezaketine ilerde cevap
verebilme şansına sahip oluruz.
Öğleden sonra, Yavuz Bey'in önerisiyle, Büyükelçi Balkan
ile tanışma şansına sahip öldüm. ATAA'yi yakında bilen
bu beyefendiye ATAA Yönetim Kurulu'nun selam ve
saygılarını ilettim ve ATAA'nin halihazırdaki
faaliyetlerinden bahsettim.
Türk Evi'nde Akşam Programı
ABD Büyükelçiliği Misyon Şefi Daniel Weygrandt
tarafından düzenlenen ve yaklaşık 125 kişinin
katılımıyla gerçekleşen bu toplantı, Viyana ziyaretimin
en önemli bölümüydü. Dinleyiciler arasında Viyana'nin
çeşitli bölgelerindeki Türk teşkilatlarının temsilcileri_
önde gelen Türk asıllı Avusturya vatandaşları, Türk
asıllı gençler ve medya mensupları bulunuyordu. Sayın
Schroeder ile Halkla İlişkiler Müsteşarı Dr. John
Quintus'un da katıldığı toplantıda konuşmacılar arasında
toplantıyı düzenlediğini Sayın Weygrandt'tan öğrendiğim
Sayın Yavuz Kuşçu da bulunuyordu.
Açılış konuşması Misyon Şefi Weygrandt tarafından
yapıldı. Sayın Weygrandt, göçmen organizasyonlarına
ulaşmak için bir dizi program konusunda çalışıyor ve
Müslüman toplulukların Büyükelçilikle devamlı diyaloğu
olmasına uğraşıyor.
Soru ve Cevap Bölümü
Her iki ülkedeki bütün toplantılarda bir soru-cevap
vardı. Bu toplantıda da Viyana'daki büyük toplantı gibi,
bana ABD’de ırkçılık_ önyargı, inanç özgürlüğü, konuşma
özgürlüğü gibi konularda sorular soruldu. Kısaca,
Amerika'daki Türklerin ayrımcılık konusunda endişeleri
olmadığını çünkü Avrupa'dan farklı olarak Amerika'nin
bir göçmen ülkesi olduğunu ve bizim ırkçılık veya
konuşma özgürlüğünün kısıtlanması kurbanı olmadığımızı
belirttim.
Sonuçta genel olarak bakıldığında eğer Avrupa'daki bu
tecrübemi özetleyecek olursam:
- Atlantık'in iki yanındaki Türkleri bir araya getiren
Amerikan Hükümetine teşekkür borçluyum. Aslında bazı
Türk görevlilerin de belirttiği gibi, bu biz Türkler
veya Türk hükümeti tarafından düşünülmüş ve
gerçekleştirilmiş olmalıydı.
- Avrupa ve Amerika'daki Türkler arasında devamlı bir
iletişim olmalıdır. Bu bizim ancak menfaatimize olacak
bir süreçtir.
Ercüment Kılıç
Başkan, ATAA
|