Başkan Bush 11 Eylül'un trajik olaylarından sonra Müslüman ülkelerin Washington'daki diplomatlarına bir İftar yemeği verme geleneğini başlattı. Kendisi bu yemeklere sadece Müslüman ülkelerin diplomatları değil, aynı zamanda içinde Müslümanların yaşadığı ülkelerin de diplomatları davet ediyor. Bu yılki davete de Washington'daki yabancı diplomatlarla birlikte bir kaç düşünce kurumu, üniversite öğretim profesörü ve bir de bir tek bendeniz, bir sivil toplum örgütü başkanı olarak davet edildim. Bu yemeğe aynı zamanda Condoleeza Rice ve Colin Powell de ev sahipliği yaptılar.

Yaklaşık 90 davetlinin olduğu yemek ilk önce bir resepsiyonla açıldı. Meyve suları ve hurma ikram edildi. Ama birden bire beliren bir İmam'in okudugu ezanin sesi, Başkan Eslerinin Yağlı Boya Resimleri Odası, ve Beyaz Saray Kütüphanesi'nin hemen yanındaki Beyaz Saray'in koridorlarında çınlamaya ve ekolanmaya başladı. Bu duygulandırıcı ses Beyaz Saray'da son 4 senedir duyulmakta. Bu sırada sunu düşünmekten kendimi alıkoyamadım: Bu ülkede hemen her toplantı bir dua ile açılır. Çoğu zaman da bunu yapması için papazından, hahamına, imamına kadar davet ederler. Acaba, bir daha yapacağım bir Türkiye toplantısında ben de bu din adamlarını davet etsem, dua etsek.. yer yerinden nasıl oynar acaba?  Neden kaldıramayız bunları?

Amerika bunları aşmis.

Ezan ardından namaz kılanlar ayrı bir odada ibadetini yerine getirdikten sonra, yukarıya, uzun dönen merdivenleri çıktıktan sonra ana yemek salonuna alındık. Ve, Başkan Bush odaya girdi. Ayağa kalktık, alkışlandı, ve Başkan salonun başındaki masasına oturdu, Hemen yanımdaki bu masada oturanları görünce daha da gururlandim.. Yaklaşık 90 diplomatın arasında, Amerikan Cumhurbaşkanı'nin masasında, benim, Türkiye Cumhuriyeti'min Amerika'daki Türk Büyükelçisi Dr, Faruk Logoğlu! O! benim büyükelçimdi! Yanında.. Azerbaycan!! Ve, büyükelçisi Türk Hafız Paşayev. Türkiye ve Azerbaycan'in büyükelçileri birbirleriyle Türkçe! konuşuyorlardı!

Başkan Bush kürsüye geldi "Mübarek Ramazan" dedi, ve ardından da Amerika'nin demokrasiye bağlılığını, dünyada barışı, anlayış ve tolerans ile düşüncelerini dile getiren bir konuşma yaptı.

Yemek sırasında yanımda oturan Bulgaristan büyükelçisi Bayan Elena Poptodorova ile uzun uzun sohnet ettim. Bulgaristan'daki son yılların değişikliklerini, eski kötü günleri andık ve ülkesindeki Türklerin katettiklerin yeni gelişmeleri, Türk Partisi'ni, Türk Meclis Başkan Yardımcısını,ve Türk kadın milletvekillerinden duyduğumuz gururu paylaştık. Kendisine, ATAA'nin 3 yıl evvel bir delegasyon ile Bulgaristan'i ziyaretini anlattım. Diğer büyükelçilerle de yine aynı tip hoş sohbetlerde bulundum. Bu büyük odada tek sivil toplum lideri olarak, bir Türk olarak bulunmaktan olaganustu gurur duydum.

Yemekten sonra Başkan Bush bizi bir başka odaya davet etti. Burada kendisi ile kısa özel sohbetler yaptık ve bizlerle resimler çektirdi. Sohbetim sırasında benim de kendisi gibi Texas'tan geldiğimi, valilik yaptığı Austin şehrinde Texas Üniversite'sinde ekonomi öğrenimi gördüğümü, Dallas'da kendisinin bir bezbol takımı yönettiği yıllarda da Dallas'ta bir iş adamlığı yaptığımı söyleyince şaka ile bana Texas'lıların su sözünü hatırlattı, "bak iste biz Texas'lilar is beceririz,  'Don't mess with Texas' değil mi?" dedi. Yani," Texaslılarla uğraşılamaz!".  Ardından, geçen yıl NATO zirvesinden dolayı Türkiye'de bulunmaktan duyduğu büyük zevkten, ileride uzun bir zaman geçirmek için Türkiye'ye mutlaka ailesi ile döneceğinden ve Atatürk'e olan derin sevgisinden bahsetti.

Ayrılırken de sunu acele ve güzel bir espiri ile, biraz da zannediyorum kendi kendisine takılarak ekledi : "It's nice to the be in The White House huh?": "Beyaz Saray'da olmak güzel bir duygu değil mi?".  " Evet efendim dedim oyle.. "Türkiye'ye bekliyoruz". O da sunu ekledi "Come Again": "Yine Bekleriz".