|
Sayın Arkadaşlar,
Sayın Karako'nun izlenimlerine katılmamak mümkün değil.
Aşağıda bir kaç ek fikrimi de ben belirmeden evvel
kendisinin bir Türk-Amerikalı olarak ortaya çıkardığı
olağanüstü çaba için kendini içtenlikle alkışlıyorum.
ATAA'nın non-profit statüsünden dolayı her ne kadar ne
ATAA ne de başkanı olarak herhangi bir politik destek
veremesek de, şimdilik ATAA'nin düzenlediği "Voter
Registration Drive ile insanlarımızı istedikleri partiye
oy kullanmaya yönelterek, sonradan da özel hayata
döndüğümüzde gereken her yardımı vermek üzere ileride
beni yanında bulacağından emin olmasını isterim.
Sayın Karako güzel özetlemiş: "Seçim sonucunu iki
şekilde etkileyebilirisiniz: 1)Oy 2)Maddi destek"
Şimdiye kadar Türk lobicilgi iki ayaklı bir masa olmakla
yetindi, ve ayakta kalmak zaman zaman bir problem oldu.
Bu ayaklardan birisi Türkiye oldu. İkincisi de buradaa
yaşayan biz Türkler. Her iki ayak da elinden gelenin
belki en iyisini yaptı, belki bazen de yetersiz kaldı
ancak her ne olursa olsun bu masanın sağlıklı bir
şekilde ayakta durabilmesi için bir iki ayağa daha
mutlaka ihtiyacı var.
Kanımca üçüncü bacak mutlaka Türkiye'nin Amerika'da iş
yapan veya ileride yapmayı düşünen özel sektörü
olmalıdır. Neden? Kendilerinin bu ülkedeki
yatırımlarının gelecek sağlığını emniyete almak için.
Sayın Karako'nin belirttiği gibi olay "seçim sonucunu
etkileyebilmektir?" Bunun da tek yolu sağlıklı bir
lobicilkten geçiyor.
Özel sektör nasıl yardım edecek?
1) ATAA gibi güvendiği, gerçek bir sivil toplum örgütü
olmuş kurumları maddi ve bilgi birikimleri ile
destekleyerek. ATAA neden gerçek bir sivil toplum örgütü?
Çünkü kendi yağında kavruluyor. Resmi kaynaklardan
destek almıyor. Çünkü tabanını oluşturanlar burada oy
kullanabilenler.. ATAA'nin iş yerleri yanı corporation
üyelikleri var. Özel sektör ATAA'nın elinden tutmalı.
Öyle bir destekle ATAA şahlanır. Şimdiye kadar
yaptıklarının (yaptığımız işleri için lütfen web
sitemize bakınız www.ataa.org) çok daha fazlasını yapar.
2) Özel sektör en az son 25 yıldır Türkiye'nın
ekonomisini ayakta tutan bir birim olarak, başarılı
olarak ayakta kalabilmek için bağzı evrensel kavramları
Türkiye'nin bir çok birimlerinden çok daha tez öğrendi,
ve halka açılmalar (borsa kavramı) ortaya çıktıktan
sonra da daha da çok öğrenmek zorunda kaldı. Nedir
bunlar: vizyon, misyon kavramları.. En azından kendi
kendine, kendi içinde hesap verebilmek (yanı
accountability). Uzun sözün kısası "saçmalık yapmadan =
no nonsense" yaklaşımının eksikliği halinde başarısının
düşeceğini bildi.. Özel sektör ATAA gibi bir kuruma
üyelikleri ile aktif olarak yer alırsa, benim gibi
yöneticileri devamlı denetleyecek, sorular soracak, yanı
kısacası ATAA'nin bir iş yeri ciddiyeti ile yönetme
çalışmalarımızı kolaylaştıracaklardır.
Bugün bir Yunan malina kota koyulabilmesi mümkün müdür
Yunanistan'in buradaki kuvvetli oy tabanı ve bunun
Kongreye yansıttığı 190 kişilik bir kongre üyesi sayısı
ile? İşte Türkiye'nin lobisinin kuvvetli olması bu işi
başaracaktir: Türkiye ve önün özel sektörü, ve önün
karınlarını doyurduğu işçileri ve memurları, ve önün
hisse senetlerine yatırımlar yapmış Türkiye'nın normal
vatandaşları kuvvetli bir Türk lobisine MUHTAÇTİR.
Amerika gibi çok büyük bir pazarın hala Türkiye
tarafından kullanılmasına izin verilmemektedir.
Amerika'nin 50 yıllık düşmanı Çin Amerika'nın "Most
Favorite Trade Nations List = Amerika'nın en favori
ticari ortakları) listesinde!, ama Amerika'nin 50 yıllık
dostu Türkiye bu listeden hariç tutulmaktadır. Bunu kim
başarabilir Türkiye adına? Güçlü bir Türk lobisi.
Türkiye bu listeye girdiği taktirde kim kazanacaktir?
Türkiye_ özel sektör, ve önün fayda sağladığı
Türkiye'nin insanları. Biz ATAA olarak sadece bu yıl iki
Amerikan milletvekilinin Türk Dostluk Gurubuna girmesini
sağladık. Şimdi bu Türkish Cauçuş'un üye sayısı tam 60
OLMUŞTUR! Burada ATAA gibi kutlanacak daha bir çok birim
ve cansiperhane çalışan insanımız vardır.
4. AYAK!
Bu masaya bir de 4. ayak şartttir. O da Türkiye
lobisinin Türk dünyası ile yakın çalışması ile kurulacak
ortaklıktır. Türk dünyası derken kendine Türk diyen
herkesden bahsettiğimi belirtmek isterim. Bu kavram hiç
bir din, dil, etnik köken, renk demeden herkesi kapsar.
Hıristiyan Türk de vardır, ateist de.. Sayın Jak Karako
bey bu rengarenk gökkuşağının güzel örneklerinden
biridir. Musevi bir Türk olarak kalbi Türkiye ve sizin
ve benim için atar. Çoğu zaman bazılarımızın
yapamadığını o yapabilir. Museviliği hem kendisi hem
bizim için bir değerdir. Museviliği ile çok daha insana
Türkiye'yi tanıtır. Museviliği ile bizler, geçmişte
Musevilere yaptığımız insanlığı bir kez daha hatırlar
haz duyarız dünyaya insanlık öğrettiğimiz için!
Gelelim Türk dünyasının diğer fertlerine. Dünya'da
kendine Türk deyip de Amerika'da temsilcisi olmayan
yoktur. Kırım, Azerbaycan, Türkistan, Türkmenistan,
Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Irak, İran ve daha
sayısız bir çok daha Türk Amerika'dadır. Amerika'daki
Türkiye Türk'unun sayısı 500,000 ise dünya Türk'unun
sayısının haddi hesabı yoktur, bir ile iki milyon
arasındadır. Bu Tanrı'nin bize verdiği çok büyük bir
nimettir. Bırakın onü, bugün Amerika'da yaşayan en an 2
milyon nüfuslu bir Meluncan toplumu, 400 sene evvel Türk
Leventleri ile karışıtığı için kendisini kısmen Türk
saymaktadır. Bu tip hazineler Ermenler'ın elinde olsa,
acaba bunca yıldır tüm bu insanları kendilerinden
saymakta ne kadar gecikirlerdi, ele ele verirlermiydi
soruları sorulduğunda hayrete düşmemek mümkün değildir.
Biz ne Türkiye ne Amerika'da yaşayan Türkler olarak
henüz bunu beceremedik. Bahsettiğim ülkelerde yaşayan
Türklerin içinde yaşadıkları devletlerinin iç
politikalarını bulaşmadan, Türkiye'nin iç politikasına
bulaşmadan, sadece asgaride yanı Türklüğümüzde müşterek
olduğumuz ve sadece bunu işlediğimiz taktirde Türklük
Amerika'da patlamaya hazır bir kuvvettir. Bu Türklük Jak
Karako'yu New York'un Belediye Meclisine de seçer, Osman
Bengür'u Maryland'in milletvekilliğine de. Kıbrıs
Türk'unun açısını hafifletmek için ne kadar çalışıyorsak,
aynı şeyi Azerbaycan'in Karabağ'i_ Kırım'in Mustafa
Cemiloğlu, Doğu Türkistan'in Erkin Alptekin'i için
yaptığımız taktirde tüm bu güçler burada güçlü lobicilik
yapabilir.
Bir Amerikalı milletvekilinin kapısını bir Türkiye
olarak çalmak var, bir de en az bir milyonluk Türk
dünyası olarak.. Hangisinin daha etkili olabileceğinden
zannediyorum hiç birimizin şüphesi yoktur.
Katiyyetle bir alt düşünce aranmasın. Bu düşünce
partıcılık değildir, ideoloji peşinde bilinçsizce koşmak
değildir. Bu düşünce hem Türkiye'nin hem Amerika'nin
günümüzde tanıdığı bir düşüncedir. Bu düşünce Atatürk'un
1933'de belirttiği ve hedef gösterdiği düşüncedir:
" Bu gün Sovyetler birliği dostumuzdur. Bu dostluğa
ihtiyacımız vardır. Fakat yarının ne olacağını kimse bu
günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi,
Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye
ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostluğun idaresinde
dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır.
Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak demek
suşup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler
buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak.
Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür.
Köklerimize inmeli , ve olayların böldüğü tarihimizin
içinde bütünleşmeliyiz. Onların (dis Türkler) bize
yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız
gereklidir" 30 Ekim, 1933 Ziraat Bankası.
Atatürk'u duymak, anlamak, sindirmek 4. ayağın temelidir.
Türk lobiciliği iki bacaklı masa olmaktan çıkarılmalıdır.
Öncelikle Türkiye özel sektörü bu treni kaçırmamamıza
yardım etmelidir.
Saygılarımla,
Ercüment Kılıç
ATAA Başkanı
|